Ya%c5%9f

Montessori Eğitim Sisteminin Olmazsa Olmazı

Montessori eğitiminin olmazsa olmazıdır karma yaş uygulaması.


Neden mi bu konuya değinmek istedim bu yazımda? Sıklıkla Montessori eğitimi ile ilgili yeterli hiçbir eğitimi, gözlemi ya da deneyimi olmadan insanların aklını karıştıran sözüm ona eğitmenlerin insanların aklını karıştırmaya çabaladıklarını duyar gibi olduğum için.

Büyük küçüğe yardım eder, küçük büyükten destek alır. Yıllarca bizler bu şekilde mahallelerde büyük küçük bir arada büyümedik mi? Bu şekilde büyürken bizi olumsuz etkileyen ne oldu? Hangimiz küçüklerle oynayıp bebeksi tavırlar sergiledik, hangimiz büyüğümüze karşı saygısızca yaklaştık ya da ondan olumsuz etkilendik. Ya da diyelim böyle olduğunda hangimizin ailesi hatayı hep dışarda aradı da acaba böyle bir durum varsa biz nerede yanlış ya da eksik bir şey yaptık diye aynayı kendilerine çevirmedi!


           Bizler inanılmaz derecede mutlu olmadık mı komşumuzun bizden büyük ya da küçük çocukları ile oynarken. Hatta hiç eve girmek istemezdik ta ki annemiz “Hadi artık hava kararıyor ya da yemek hazır.” diye bizi çağırana kadar.

           Oyunun kuralları orada yazılırdı hep ayaküstü ve herkes uyardı, kural bilirdik biz, sınır, saygı, sevgi, bekleme ve her istediğinin anında olmayacağını. Ağlayarak hiçbir şeyi yaptırmaya çalışmazdık mesela çünkü ağlayarak istediğimizin olmayacağı gerçeğini ebeveynlerimiz deneyimleterek hissettirmişlerdi bize. Yeri gelir büyüğümüzü alttan alır yeri gelir küçüğümüzü korur idare eder yine gerektiğinde alttan alırdık.


Hayata hayatın içinde hazırlandık biz. Nasıl mı? Bizler sadece anne babamızın bize okuduğu kitapların hayalini kurarak nasıl davranmamız gerektiğini düşünerek değil bizzat hayatın içinde yine hayatın gerçekleriyle yüzleştirilerek. Hepimiz ayaklarımız sağlam basardık yere hala basıyoruz da çünkü bizlerin paraşüt anneleri yoktu her anımızda yanımızda olan, sürekli yönlendiren yeri geldiğinde arkadaşımıza karşı bizi savunan ya da oynayacağımız arkadaşımıza karar veren, “Bunlar senin yaşıtın, sen sadece bunlarla oynayabilirsin.” diyen o çerçeveyi bile çizen ebeveynlerimiz yoktu bizim. Bu kadar çok çocuk psikoloğu pedagogda yoktu dolayısıyla.

Şöyle bir düşünün meslekler toplumun ihtiyaçları doğrultusunda oluşur.

 Hiç düşündünüz mü sizler çocukken kaç kere ebeveynleriniz tarafından oyun terapilerine, psikoloğa ya da pedagoğa götürüldünüz. Bir çoğunuzun “hiç” dediğinizi duyar gibiyim. Peki neden?

Acaba çocuğumu nasıl mutlu edebilirim, onun hayatını nasıl kurstan kursa doldurabilirim, nasıl kategorize edilmiş arkadaşlıklar oluşturabilirim, nasıl arkadaşım çocuğuna şu dikkat çalışması setini almış ben de hemen alayım gibi bir telaşa girmedikleri için olabilir mi?


           Üç çocuk annesi ve yirmi iki yıllık eğitmenlik ve öğretmenlik deneyimim bana der ki, çekin çocuklarınızın üzerinden şu düşmesinler, hayat onları hiç üzmesin diye tuttuğunuz elleri. Şunu verin onlara hayat seni zaman zaman üzebilir, her istediğini sana sunmayabilir bu durumda yapacağın şey onunla mücadele etmek olacaktır. Unutma ki her mücadele sana yeni bir çözüm yolu öğretecektir. Ve bu çözüm yollarını bulurken gösterdiğin çaba da seni gerçek sen yapacaktır. Onları elleriniz sadece seni seviyorum demek için tutsun. Seni seviyorum hatanla doğrunla, günahınla sevabınla ben seni hep seviyorum ve daima seveceğim demek için…

Gelin bugünden itibaren irdelemeyin artık her davranışlarını akışına bırakın biraz hayatlarını. Bırakın hayat öğretsin onlara b ve c planlarını. Ve şu yanılgıdan çıkın artık çocuğumu büyük çocuklar döver mi ya da küçük çocuk geriletir mi?

Sadece şunun cevabını vermenizi istiyorum kendinize. Benim şu an görüştüğüm bir arada olmaktan keyif aldığım insanlar benimle hep aynı yaştalar mı yoksa zaman zaman büyüklerimi dinlemek, hayat tecrübelerinden yararlanmak ya da küçüklerime yardım etmek yeri geldiğinde kendi tecrübelerimi aktarmak beni daha çok mutlu etmiyor mu?