Bir düşle başladı her şey....

Çocukların birbirleriyle kıyaslanmadığı, yarıştırılmadığı, özgürce seçimler yaparak kendi yollarını çizdiği ve hatta özgürce hatalar yaparak kendi doğrularını buldukları saygı dolu bir yol olmalıydı...

Öyle düz, dolambaçsız, engebesiz bir yol değil! Kendi enerjileriyle gönüllerince koştukları bir yol.

Çağın tüketim kültürünün içinde kaybolmayan, düşünen, sorgulayan, üreten çocuklarımız olmalıydı bizim.

Şehrin içinde doğaya açılan bir patikada, dört mevsim gibi doğada renklenmeliydi bizim çocuklarımız. Ve yedikleri her şey kendi saflıklarında olmalıydı. Toprağı hisseden, can suyunu veren, meyvesini elleriyle toplayan, toprak kokulu çocukların cıvıltısı sarmalıydı bahçemizi.

Şimdiki zamanın kıymetini bilen, keyifle 'an'da kalan, sabırlı çocuklar yetiştirmeliydik.

Bahçemizde horozların coşkulu sesleri, sınıflarımızda çocuklarımızın ritimlerini oluşturacak müziğin sesi yankılanmalıydı.

Bizim çocuklarımızın yaşam dili, sevgi felsefesi olmalıydı. Paylaştıkça çoğalan, çoğaldıkça sarmalayan...

Unuttukları çocukluklarını hatırlatmalıydık ebeveynlerimize... Çocukluklarını tekrar yaşamak isteyecekleri kadar heyecanlandırmalıydık.

Yıllar geçti, hayallerimiz büyüdü, biz kendi gerçeğimizin peşine düştük.

Biliyoruz yolumuz uzun, hayallerimiz sonsuz...

Biz ilk gün ki kadar heyecanla, kendini tanıyan, sorumluluk sahibi nesiller yetiştirmeye devam ediyoruz.

Peki, siz bu yola ortak olmaya var mısınız?